şapka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şapka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2012 Pazar

Şapkaları konuşturan kadın "HANDECHI"







2 sene evvel bir sabah Tosun Paşamla kalktık ve hadi biz evlenelim bari dedik. Aralık başıydı, aralık sonuna da gün aldık.
Ortada hiç bir şeyimiz yoktu, evlenecek günümüz dışında. İnanın her şey imece usulü yapıldı. Handeyi tam da bu vakit tanıdım.
Yahu benim saçım başım yok duvak bana olmaz ancak taç takarım dedim ve sevgili Didem Berkel en yakın arkadaşı Handeyi önerdi.
Bana iki tane harika taç yaptı, tam bana göreydi ikisi de çok komik ve sevimliydi. Yıllar geçti ama bu iki taç benim için değerini hiç kaybetmedi.

O zamanlar bu harika kadını sizlerle tanıştıracak böyle bir platformum yoktu ama şimdi onu bende daha yakından tanıyıp sizlere yazmak istedim.

Handenin cihangirdeki, kendi tarzı ve ruhunu yansıtan evine girdiğim anda allahım burası ne kadar eğlenceli ve sıcak bir ortam dedim.
Her odayı her duvarı karış karış kendi tasarlamış, kendi düzenlemiş her bir metrekaresi yaşanmışlık ve duygu kokuyor. Sizi kendi masalının içine alıyor. Hande ile aslında röportaj yapmak için gitmiştim ama vaz geçtim çünkü bu kadın kendi ile değil yaptıklarıyla yarattıklarıyla anılmak isteyen bir insan onu tanımak için onun yarattığı bir şeyi elinize alıp enerjiyi koklamanız yeterli. PR firmalarıyla da denemiş ama olmamış sıkılmış, Hande öyle uzun cümleler kurup basın açıklaması yapacak bir kadın değil. O kısa cümleler kurup, sadece ürettiklerine ruh katıp doğru kişilere ulaştırmak isteyen bir masalcı. Evet masalcı diyorum çünkü her ne kadar o anlatmasa da her şapkanın bir hikayesi, bir ruhu var. Neyse bu konuya sonra tekrar döneceğim.

Salonun öyle bir köşesine oturdum ki, nereye bakacağımı şaşırdım. Hande içeri bana çay yapmaya gittiğinde yaramaz çocuklar gibi kalkıp her bir şapkayı elledim ve hepsini giymek istedim. Ama kendimi durdurdum, Dolly sen artık 10 yaşında değilsin karıştırma her yeri dedim.
Ama her bir şapka beni giy beni elle beni anla diyordu. Allahım bir an kendimi masalda hissettim, hiç bitmesin istedim. Hangi çocuk masaldan uyanmak ister ki , işte ben böyle bir masalın içindeydim.

Handenin çayımı getirmesi sadece 1 dakika bile olsa ben o masalda sanki bir gün geçirmiş gibiydim, en sonunda dayanamadım Hande dedim ne olur hepsini takayım ve resmimi çek bu harika şapkaları la petite sayfamda yayınlayayım. Ve hemen fotoğraf çekimlerine başladık.

Tabi fotoğrafları çekerken, hepsinin hikayesini sordum. Çünkü bu şapkalar konuşuyordu evet konuşuyordu yanlış duymadınız.
Hepsi kendi hikayesini anlatmak için rengiyle, biçimiyle, kokusuyla konuşuyordu. Hande şapka yapmıyor onları dillendiriyor ve aslında müşterilerine ruhu olan konuşan ve hikayesi olan şapkalar yaratıyor.

Bu şapkalardan bir tanesi vardi ki, neredeyse ağlamamı sağlayacak kadar etkiledi beni. Hande seneler evvel üzücü bir hastalık sonucu babasını kaybetti. Küçük bir kızın babasına olan bitmeyen aşkı  gibi bütün eşyalarını sevgiyle hasretle sakladı. Fakat bir gün karar vermiş, bu eşyaların ruhunu yaşatmalıyım diye.

Aynı babası gibi karizmatik ve tam bir İstanbul beyfendisi gibi ruhu olan bir şapkaya babasının kravatından tasarım yapmış. Şapkayı kafama taktım allahım bir anda Handenin babasıyla tanışmış gibi oldum neredeyse kibarca dizimi kırıp merhaba efendim nasılsınız ben Handenin arkadaşıyım diyecektim. 



Handenin babası kendi stili olan, modayı değil kendi ruhunu kıyafetlerine yansıtmış bir beyefendiymiş. Çorapları şapkası piposu yaka mendili ile tam bir jön. Hande babasını anlatırken gözlerinde babasına olan özlemi ve gururu var.


Başta da bahsettiğim gibi Hande herkes için bir hikaye yaratıyor ve konuşmayı bilmeyen Şapkaları konuşturuyor.

Bar mitzvah, düğün, doğum günü, sünnet, sinagog, vaftiz, kilise her nereye uygun hikaye istiyorsanız size/güne özel şapkalar yapıyor ve onları konuşturuyor. Sadece özel günler için değil günlük yaşantımızda da kullanmak için şapkalar var. 
Sizlerde benim hikayemi anlatan, ruhu olan bir şapka istiyorum diyorsanız mutlaka HANDECHI ile tanışın derim :)

Handecim bana evini ruhunu kalbini açtığın için çokkk teşekkür ederim. Enerjini kattığın her şey için ruhuna sağlık...

Ha unutmadan söyleyeyim, Hande bize yani la petite takipçilerine %25 İNDİRİM veriyor. İndirim YILBAŞINA yani 31 ARALIK 2012 YE kadar devam edecek.
İNDİRİM almak isteyenler lapetitedolly@gmail.com adresine mail atıyor. Size bir kupon gönderiyorum ve onunla HANDECHI markasından İNDİRİMİ alıyorsunuz.






İşte bunlarda flört ettiğim şapkalar :)















31 Ekim 2012 Çarşamba

Bu haftanın la petite STİL ismi FRIDA KAHLO


Hepinize harika bir hafta dilerim.
Umarım bayramınız, kimine göre de tatiliniz iyi geçmiştir :)


Bu haftanın la petite STİL ismi FRIDA KAHLO
Yirminci yüzyıl popüler kültür ikonu haline gelen ve kendi stili, hayata bakışı, inişli çıkışlı özel yaşamı, politik görüşleriyle kendinden sıkça bahsettiren Meksikalı ressam "Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon" (6 Temmuz 1907 - 13 Temmuz 1954)
İnsanın ruh yolculuğuna başlarken belirli bir potansiyel ile doğduğunu fakat bu potansiyeli açığa çıkarmanın tamamen kişinin elinde olduğunu düşünüyorum.
Başımıza gelen her kötü koşul veya olumsuzluklar da bile inançla, tutkuyla, sebatla, sabırla, inatla devam etmenin meyvesini yiyoruz.
Hatta bilenleriniz bilir, Kabalistik astroloji haritasına baktırdığınız da da, astroloğa sorular sorarsınız "Filanca Hanım peki ben POP STAR olabilir miyim, eğer haritanızda yok ise diyecek bir şey yok ama eğer haritanızda potansiyel gözüküyorsa seçimlerinizle ve çabalarınızla olabilirsiniz diye cevap verir."

İşte tam da böyle bir hayat hikayesini yansıtıyor Frida Kahlo.

1907 yılında Mexico City’nin güneyindeki Coyoacan’da, Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak dünyaya geldi.
Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı özürlü kalmış, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmişti. Bu da yetmezmiş gibi 17 Eylül 1925'te 19 yaşındayken okuldan eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçecek; omurgası ve sağ bacağında dinmeyen bir acıyla yaşayacak, 32 kez ameliyat edilecek ve çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı 1954’te kangren yüzünden kesilecektir.

Buraya kadar olan kısmında size sormak istiyorum kaçımız devam etmeyi seçeriz, kaçımız yeter artık olan oldu oturalım evimizde kaderimize katlanalım bari deriz ???
Bana soracak olursanız, bu kadarı bile başımıza gelmeden bir çoğumuz yeter artık diyoruz. Neyse bu hikayeleri de paylaşıyor olmamın nedeni, biz PES edenlere ilham olsun diye zaten :)

6 yaşında özrüyle baş etmesini bilen Frida, 19 yaşında da geçirdiği bu acı olaydan kendini nasıl kurtaracağını bildi. Ailenin de ona yardımı büyük. Burada bu konuyu atlamadan geçemeyeceğim, başımıza her ne gelirse gelsin olduğumuz ortamda bizi potansiyelimize yönlendiren kişilerin çabaları hiç bir zaman gözümden kaçmamalı. Çünkü böyle dönemlerde ya sizi Kurban rolü oynatacak ah vah diyecek kişiler çıkar yada ok madem öyle bunu senin yararına nasıl çeviririz diyenler çıkacak. Tabi ki bu noktada bizim kimi dinleyeceğimiz de önemli bir detay :) 
Şükür ki Frida ailesini dinlemiş ve kazadan sonra evinde ki yatağında acıdan kaçmak için resim yapmaya başlamış. Yatağının tavanındaki aynaya bakarak oto-portreler yapmış. İlk otoportresi de "Kadife Elbiseli Otoportre" (1926)
1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakınlaşmaya başlamış. Kübalı önder Julio Antonio Mella ve fotoğraf sanatçısı Tina Modotti ile tanışıp yakın arkadaş olmuş. Birlikte, dönemin sanatçılarının davetlerine, sosyalistlerin tartışmalarına katılmaya başlamış. Kahlo, 1929’da Meksika Komünist Partisi’ne üye olmuş.

Resim çizmeye devam eden Kahlo, arkadaşı Tina Modotti aracılığıyla Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanıştı 21 Ağustos 1929’da evlendi. Çiftin, fırtınalı bir evlilik yaşamları oldu.
Sanatçı, ikinci otoportresini evlendiği yıl yaptı (Eser, 2000 yılında bir Amerikalı koleksiyoner tarafından 5milyon USD'a satın alınmış). Aynı yıl Rivera'nın Komünist Parti'den ihraç edilmnesi üzerine Frida Kahlo da partiden ayrıldı. 1930’da eşiyle beraber ABD’ye gitti ve 1933’te Rivera aldığı duvar resmi siparişlerini bitirinceye kadar eşiyle birlikte orada yaşadı. Evliliklerinden iki yıl sonra bir düğün fotoğraflarından yola çıkarak "Frieda ve Diego Rivera" (1931) adlı tablosunu yaptı. San Fransisco Kadın Ressamlar Topluluğu yıllık sergisinde sergilenen bu eser, onun bir sergide yer alan ilk tablosu oldu.
Sık sık sağlığı bozulan Frida, dayanılmaz acılarla başa çıkmak için bütün gücüyle resim yapmış, yalnız ülkesinde değil, Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. 1938’de New York’ta açtığı sergi ona büyük ün getirdi, 1939’da ki Paris sergisi ile övgüler topladı.
1943’de La Esmeralda adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlayan Frida, sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi on yıl boyunca sürdürdü. Sağlık koşulları nedeniyle Mexico City'e gidemediğinden, derslerini evinde veriyordu. Öğrencilerine "Los Fridos" (Frida öğrencileri) denildi.
1948'de yeniden Meksika Komünist Partisi'ne katılmak için başvurdu ve başvurusu kabul edildi.
1950'de omurgasındaki sorunlar nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve 9 ay hastanede kaldı. 1953 yılı Nisan ayında Mexico City’de bir kişisel sergi açtı; Temmuz ayında sağ bacağı kesildi.
Frida Kahlo, 13 Temmuz 1954’te, akciğer embolisi teşhisiyle son nefesini verdiğinde; arkasında bıraktığı son tablosu; Yaşasın Yaşam isimli bir natürmorttu. Cenazesi, ertesi gün yakıldı. Külleri, Mavi Ev'de muhafaza edilmektedir. Mavi Ev, 1955'te Rivera tarafından devlete bağışlanmıştır.
*** Yararlanılan kaynak: Vikipedi

Kendine has stili, yaşamı, acıları ve hayatıyla Frida Kahlo bugün bize konu oldu. Umarım bizlerde her şeye rağmen pes etmeden hayallerimize ve potansiyelimize doğru adım adım gittiğimiz bir ruh yolculuğuna sahip oluruz... 

Bu yazıdan sonra bende Frida Kahlo stili olmak istiyorum derseniz diye :)
Handechi markasının, Pera müzesi için hazırlamış olduğu şapkalardan bir çalışma yaptım.